Medyadan


Son Güncelleme:06:37:33 AM GMT

Başlıklar:
RSS

Şuan Bu sayfadasiniz: Anasayfa HABERLER MEDYADAN

Medyadan

Ar belası, namus belası

Korkunun ecele faydası yok.

Mesleğimin gazetecilik olduğunu söylemeye utanıyorum.

Mustafa Balbay, Nedim Şener, Ahmet Şık ve biraz da Tuncay Özkan'dan başka Ergenekon Davası'nda tutuklu başka gazeteci yok mu?

24 Ocak 2009 tarihinde özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz, Beşiktaş Adliyesi'nde sanık ve avukatlara doğru “Avukat Dursun Yassıkaya ve arkadaşı gidebilir” deyince Dursun'u uğurlamaya kalkmıştım. Dursun, “Ağabey sen de serbestsin” deyince, şaşkınlığım utanca dönmüştü. Üç gündür Terörle Mücadele Şubesi'nde beraber olduğum Türk Metal yöneticilerinden utana sıkıla özürler dileyerek veda ettim. Ne de olsa akibetleri belli değildi.

Ergenekon davasında tutuklu emekli kuvvet komutanları, ordu komutanları, muvazzaf, generaller subaylar var. Rektörlerden tutuklu bildiğim kadarıyla bir tek Haberal kaldı. Başarılı bir gazeteci Nedim Şener'le, şık olmayan bir şekilde tutuklanması vesilesiyle tanıdığım Ahmet Şık'ın tutuklanmasından sonra basında bir furya başladı. “Gazetecilere özgürlük”

Tutuklu gazeteciler kim? Nedim Şener, Ahmet Şık, Mustafa Balbay, birazcık da Tuncay Özkan. Utanıyorum! Yakınlarım hatta aile bireylerim “sus” diyor, “tutuklansaydın ne olurdu”

Ne olacaktı, cezaevinin koşullarına dayanamaz ölürdüm veya ölmezdim. Azrailin kimin kapısını hangi saatte çalacağı belli değil.

Ergenekon davasından tutuklu bir Doğu Perinçek var. Kırk yıldır giydiği ceketlerden birisi de gazetecilik. Hikmet Çiçek var, neredeyse üç yıl olacak. 14 Temmuz'da dört yılı tamamlayacak SESAR yöneticisi İsmail Yıldız var. Doğan Yurdakul, Soner Yalçın var. Dünya iyisi Müyesser Yıldız var. Bunların adını anan yok. Palavradan bir takım sesler çıkartmak marifet değil.



Ankara Gazeteciler Cemiyeti Olağanüstü Genel Kurulu'nu Topladı....

Genel Kurul Nazmi Bilgin'e güven tazeledi...


420 üyenin katılımıyla yeterli çoğunluğun sağlandığı kongrede Nazmi bilgin 306 oy, Mehmet Muhsinoğlu 76 oy, Orhan Uğuroğlu 30 oy aldı. Cemiyet Başkanı ve Yönetim Kurulu, devlet yardımından ve bir takım haklardan yararlanmak için yanlış beyanda bulundukları, Cemiyet'in mal varlığını kişisel harcamalarıyla israf ettikleri iddia ediliyordu. Çeşitli rahatsızlıklarım beni engellese de kendimi bu toplantıya gitmek zorunda hissediyodum. İyi ki de gitmişim, kimleri görmedim orda... Türkiye'nin dört bir tarafından Sayın Başkan Nazmi Bilgin ve yönetimine oy vermek için gelenlere rastladım. 73 yaşındayım, gelenleri görünce kendimi genç hissettim. Aralarında 30-35 yıldır gazetecilik mesleğiye hiçbir ilgisi olmayan yüzü aşkın kişiye orada rastladım. Hiç kimse yönetimin neyle itham edildiğine bakmıyordu. Yönetim Kurulu'nda bulunanlar da onları ilgilendirmiyordu. Onlar NAZMİCİ'ydi.

Sayın Başkan, bu muhteşem topluluğa hitap ederken, konuyu gündeme getiren Emin Çölaşan ve Yavuz Selim Demirağ'ı adlarını vermeden, “iftiracılar” diye suçladı. Diğer başkan adayı Mehmet Muhsio��lu iddiaları ve suçlamaları gündeme getirerek bir hitabet dersi verdi. Konuyla ilgili söz alan üyelerden Doğan Ersavaş, Bayram Gültekin, Yaşar Aysev, Burhan Dodanlı çeşitli eleştrilerde bulundular. Yönetim Kurulu, ne eleştrilere ne isnatlara cevap vermeden seçimlere geçildi ve NAZMİCİ'ler görevlerini oylarıyla yerine getirdiler. Aklıma şairin dizesi geldi;

Cayi mürtekibi kuruşun cezası kürektir.

Milyonla çalan izzeti ikbal ile serefraz...

Düşündüm, niye bu dize? Hemen lanet sana kör şeytan dedim. Benzerliği olsa neyse... Neyse de, 12 Haziran'da seçimler var. Ne ilgisi var demeyin; Cemiyet'in ki de seçim, Türkiye Cumhuriyeti'nin ki de. Aklıma Urfalı geldi, eski dostlarımdan Bekin Coşkun. O, göbeğini kaşıyan adam diyordu. Sakın ha ne ilgisi var demeyin, ben atasözlerinin hayranıyımdır. Hani var ya, biz bize benzeriz lafı. Geleydi de göreydi. Sen ne düşünüyorsun diye soracak olursanız, Emin Çölaşan, Sözcü diye bir ulusal gazetede, 20 Nisan'da suçlamaları duyurmuştu. Yavuz Selim Demirağ da 5 Mayıs'da Yeniçağ Gazetesiyle duyurdu. İmzasız mektupları dikkate alıp harekete geçen Cumhuriyet Savcılarından bir tık çıkmadı. Her ne kadar Ergenekon Davası sanığıysam da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Avukatım Dursun Yassıkaya'ya talimat vereceğim, yakınıcı olacağım. Her halde bir genel kurul yaparak, üyeleri nezdinde kendilerini aklayanların, adli mercilerce de aklanmaya hakları vardır.



Beni utandıran mail

Her sabah okuyuculardan gelen mailleri Deniz okur. Bir bölümü küfür, bir bölümü de Allah razı olsunla geçen yazıları yapacağımız işler doğrultusunda değerlendirmeye çalışırız. Bugün okuduğum bir mail beni utandırdı. Aynen buraya alıyorum. Gazeteciyim diyen, basın mensubu olmaktan bahsedenlerin dikkatle okumalarını salık veririm.

Mailin altına da, Emin Çölaşan'ın bahse konu 20 Nisan 2011'de Sözcü Gazetesi'nde yayınlanan aynen koyuyorum.

Aykırı Haber'i 2001 yılından bu yana izlemeye çalışan bir vatandaşım. Bugün 3 Mayıs 2011. Televizyonlar “Dünya Basın Özgürlüğü Günü”nden bahsediyor. Ergenekon davasında Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan tutuklandı. Çalıştığı gazete her gün Mustafa Balbay'ın kaç gündür içeride olduğunu yazıyor. Tuncay Özkan üç beş bahsedildi, bir daha mesleğine kimse değinmedi. Silivri'de aynı davadan tutuklu Hikmet Çiçek'le İsmail Yıldız var. Bildiğim kadarıyla ikisi de diğer sosyal yükümlülüklerinin yanı sıra gazetecilik ve yazarlıktan başka meslekleri olmayan insanlar. Ergün Poyraz diye bir yazar var. Bildiğim kadarıyla o da gazeteci olarak başlamış, hayatını yazarlıkla idame ettiriyordu. Bunlardan hiç kimse bahsetmiyordu. Ta ki, Nedim Şener ile Ahmet Şık adlı meslektaşlarınız tutuklanana kadar Nedim Şener'in taktire şayan bir gazeteci olduğunu biliyorum. Ahmet Şık da şık olmayan bir yöntemle tanındı. Ankara'da yaşayan ve Ankaralı olmayı övünç kabul eden bir insanım. Emin Çölaşan geçtiğimiz günlerde Ankara Gazeteciler Cemiyeti'nde yolsuzluktan ve olağanüstü kongreden bahseden bir yazı yazdı. Gazetelerde, tvlerde bugüne kadar bir kişi bile çıkıp bu konuyu ele almadı. Bildiğim kadarıyla bu cemiyet Türkiye'deki basın mensuplarını temsil eden en öndeki üç beş kuruluştan bir tanesidir. Bir vatandaş, bu ülkede yaşayan bir insan olarak gazetecilerin esas görevlerini yapmalarını beklemek benim hakkımdır. Çölaşan'ın yazdığı erdem dışı her türlü olayın yer aldığı bir olağanüstü kongre kararı için tek kelime konuşmayan yazmayan bir basının özgürlüğü olsa ne olur, olmasa ne olur. Bir cevap verirseniz mutlu olurum.

Erol Erdoğdu

24 SAAT GAZETESİNİ HİÇ DUYDUNUZ MU?

BİR GAZETECİLER CEMİYETİ Kİ!

Bu ülkenin başkentinde, adına Ankara Gazeteciler Cemiyeti (AGC) denilen bir kuruluş var! Önceki değişmez ve değiştirilemez başkanı, öldüğü güne kadarBeyhan Cenkçi idi. Sonra onun yerine Nazmi Bilgin geldi. Maşallah, 19 yıldan bu yana başkanlık yapıyor.

Ankara'nın ismi bilinen veya bilinmeyen aktif gazete­cilerinden hemen hiçbiri bu cemiyete üye değildir!..

Çünkü bizleri üye yapmadılar!.. Çünkü gazetecilikle uzaktan yakından ilgisi olmayan bu cemiyet yıllar önce Kaş'ta bir yarımada satın almış, parselleyip dağıtmış, uzun yıllar tapular ve tapu davalarıyla uğraşmıştı.

Geçmişte benim de yaşadığım bir olayı Önce İnsanım Sonra Gazeteci isimli kitabımda anlatmıştım. Tam bir komedidir. Bizleri üye yapmayı reddediyorlardı. Günün birinde açıklama yaptılar.

Oktay Ekşi, Emin Çölaşan, Savaş Ay, Halit Kıvanç, Bedri Koraman, Talay Erker, Uğur Cebeci, rahmetli Aziz Nesin, Ali Ulvi ve Semih Balcıoğlu, bu cemiyet tarafından masa başında "Yılın gazetecileri" seçilmişti!

Hep birlikte ödülü reddettik ve bu ciddiyetsiz adamlara iyi bir ders verdik.

En ilginç olanı ise Aziz Nesinin ret gerekçesiydi:

"Son üç yıldır hiçbir gazetede hiçbir yazım çıkmadı. Beni niçin yılın futbolcusu değil de yılın gazetecisi seçtiğinizi anlayamadım!"

* * *

Sevgili okuyucularım, siz adı 24 Saat olan bir gazeteyi hiç gördünüz veya duydunuz mu? Herhalde yanıtınız "Hayır" olacaktır. Ben gazeteciyim. Bu gazeteyi duydum ama hiç görmedim... Kimse göremez çünkü bu gazete günde 100-200 adet basılır. Herhangi bir yerde satılmaz, dağıtımı yapılmaz.

Gazetecilik deyimiyle biz böylelerine "Naylon gazete" deriz.

Şimdi bir gazeteciler cemiyeti düşünün ki, uzun yıllardan beri adı 24 Saat olan günlük ve hayali bir gazete çıkarır! Peki niçin çıkarır bu gazeteyi?

Basın İlan Kurumu bu naylon gazeteye devletin resmi ilanlarını verir! AGC, bu işten her ay 30-35 milyar dolaylarında ilan parasını Basın İlan Kurumundan alır.

Ne güzel, öyle değil mi!!!

İyi de, bir devlet kuruluşu olan Basın İlan Kurumu, nasıl oluyor da hayali, naylon bir gazeteye böylesine resmi ilan veriyor? Bu nasıl iştir? Basın ilan Kurumu yasasında "Paralar naylon gazetelere de verilebilir" diye bir hüküm var mıdır?

* * *

Bizleri, gerçek gazetecileri üye yapmayan bu gazeteciler cemiyetinin Ankara'da görkemli bir binası, göl kıyısında oteli var. Cemiyet başkanının hizmetinde 2011 model bir Amerikan arabası, bir adet VIP jeep ve öteki araçlar var.

Cemiyete "Yeter artık" diyen çok sayıda üye bunlara "Saltanat arabaları" diyor.

Cemiyette tatlı hayatlar yaşanıyor.

Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, söz konusu cemiyete üye sayısını soruyor. Verilen yazılı yanıta göre "Sarı basın kartı sahibi 2.015 gazeteci" üyeleri var.

Oysa yok! Gerçek üye sayısı 800'den biraz fazla.

Onların çoğunu da emekliler ve eski TRT'ciler oluşturuyor. Bir devlet kurumu ortaya çıkıp"Kanıtla belgelerle şu 2.015 üyeyi" demiyor, diyemiyor!

Elimde Yönetim Kurulu üyelerinden Süleyman Ukav tarafından Cemiyet Başkanlığına noterden çekilen 28 Mart 2011 tarihli ihtarname var. Burada bazı sorular soruluyor, bazı parasal belgeler açıklanıyor ki, bunları burada yazmaya elim varmıyor.

Kaş'ta bir yarımada parselleyip arsacılık ve tapuculuk yapan, gerçek gazetecileri üye kabul etmeyen ve içinde bol parayla birlikte çok tatlı hayatlar yaşanan, olmayan gazetesi ile devletten çok büyük resmi ilan paraları alan bir gazeteciler cemiyeti düşünün.

Üyelerin pek çoğu, bazı yönetim kurulu üyeleri dahil, yaşanan lüks ve parasal uygulamalara artık isyan etmiş durumda.

Tarihinde ilk kez bu cemiyet -zorunlu olarak- olağanüstü genel kurula gidiyor.

8 Mayıs Pazar günü yapılacak bu genel kurulda artık bu yönetimin değişmesi gerektiğine inanıyorum...

Gazetecilik bitmiş, lüks içinde bir yönetim 19 yıldan beri saltanat sürüyor. Hiçbir yerde aktif gazetecilik yapmayan, çok uzun yıllardır eski ve emekli gazeteciler tarafından yönetilen bu cemiyetin yaptığı, büyük bir meslek ayıbıdır.

İnanılır gibi değildir.

Emin Çölaşan



Sayfa 1 / 8

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »