Kültür - Sanat


Son Güncelleme:11:06:51 AM GMT

Başlıklar:
RSS

Şuan Bu sayfadasiniz: Anasayfa HABERLER KÜLTÜR - SANAT

Kültür - Sanat

And the Oscar goes to....

Sinema dünyasının en önemli ödülü sayılan Oscarlar geçtiğimiz Pazar 82.si düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Aradaki zaman farkı nedeniyle sabahın erken saatlerine kadar uykusuz kalsak da biz Türk sinemaseverler de törenleri canlı olarak izleme fırsatı bulduk. Gazetelerde televizyonlarda zaten Oscar ödülleriyle ilgili bir çok yazı var. Biz farklı bir şey yapalım istedik. Biraz nostaljiye ne dersiniz...

İşte size 1962 yılından bir haber...



ODIN WEEK Holstebro Eğitim ve Seminer Programı Hakkında

Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Dans Bölümü’nün 05-09.01.2007 tarihleri arasında gerçekleştirdiği 1.Uluslarası Sahne ve Kadın Semineri €ne yurtiçi ve yurtdışından pek çok kişi katılmıştır. Yurtdışından gelen konuklardan Julia Varley aynı zamanda ODIN Teatret’in başoyuncusudur. Seminer sırasında kurulan bağlantılar sonucunda Türkiye’nin kültürel mirası ile ilgili ortak projeler yapılması düşünülmüştür. Seminerde sahnelenen dramaturgisini Doç.Dr.Güzin Yamaner’in, koreografi ve rejisini Öğr.Gör.Özgür Adam İnanç’ın yaptığı €œAnaDolu € adlı belgesel nitelikli dans gösterisi büyük ilgi görmüş ve yurtdışı ayaklarıyla birlikte EU FP7- Avrupa Birliği 7.Çerçeve programları dahilinde ortak projelere dahil edilmek istenmiştir.

Mayıs ayında da Kültür Bakanlığımız sayesinde Odin Teatret’in yönetmeni, dünyanın yaşayan en önemli sahne insanlarından biri olan Eugenio Barba ve yine Julia Varley sanatsal ve akademik ortak projelerimiz için konuğumuz oldular. Bu toplantıda, Kültür Bakanlığı Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı’nın göstermiş olduğu ev sahipliği her iki sanatsal ve akademik birim arasındaki bu uyumu destekledi.   2007-2008 sanat sezonu içinde karşılıklı ortak yapımların bizim ülkemizde ve Danimarka’da gerçekleştirilmesine karar verildi.  İlk aşamada Kültür Bakanlığı Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı, Dans Bölümümüzün iki öğretim elemanının, Doç.Dr.Güzin Yamaner ile Öğr.Gör.Özgür Adam İnanç’ın ve bir öğrencisinin Haluk Öyküm Lumalı’nın 12-19 Ağustos 2007 tarihlerinde Danimarka’nın Holstebro kentindeki Odin Teatret’te yapılacak olan Odin Week’e katılımları için gerekli uluslararası bileti sağlayacağını belirtti.  Bu eğitim haftasında katılımcılar kendi alanlarında ülkelerini temsilen bildiri sunacaklardır.    Şimdi biraz Eugene Barba’nın kim olduğundan, ODIN Teatret’ten, ISTA- International School of Theatre Anthropology ve birlikte çalışılması düşünülen metottan bahsedelim €¦ Eugene Barba kimdir? Eugenio Barba, 1936 senesinde İtalya'da doğmuş ve Gallipoli'de bir köyde büyümüştür. Oslo Üniversitesi'nde Dinler Tarihi ve Fransız Edebiyatı üzerine çalışan Barba, Jerzy Grotowski'nin liderlik ettiği Opole'deki Teatr 13'de üç sene kalır. 1963'de Hindistan'da ilk kez €œKathakali € denilen yöntem ile karşılaşır. Kathakali, o dönemde birçok Batı tiyatro icracısı ve akademisyeni tarafından yeniden gözden geçirilen ve üzerinde durulan parlak bir ekol haline gelmiştir. İlk kitabı olan Kayıp Tiyatroya Doğru'yu (In Search of Lost Theatre) 1965 yılında İtalya ve Macaristan'da iken yazmıştır. Barba, 1964'de Oslo'ya döndüğünde, yabancı olmasından ötürü pek de hoş karşılanmamış, bu nedenle kendi tiyatrosunu kurmaya karar vermiştir. Oslo Devlet Tiyatrosu giriş sınavlarını verememiş bir grup gençten oluşan bir topluluktan, 1 Ekim 1964 tarihinde Odin Teatret'i (Odin Tiyatrosu) yaratmıştır. Kuzeybatıya bağlı küçük bir kasaba olan Holstebro Belediyesi'nden aldıkları davet üzerine gittikleri bu kentte bir laboratuar/deneme tiyatrosu kurmak için işe başlarken belediyeden biraz maddi yardım da almışlardır. Barba ve çalışma arkadaşları bundan sonra Odin Teatret'in temelini attıkları yer olarak her zaman Danimarka'daki o küçük kasabayı işaret edecektir.   Geçen 36 sene boyunca Barba, 23 prodüksiyona imza atmış, bunlardan bazılarının hazırlık aşaması iki sene sürmüştür. Oyunlarının arasında en çok bilinenlerden biri olan Ferai (1969), Min Far Haus (Babamın Evi, 1972), Brecht's Ashes (1980), The Gospel According to Oxyrhincus (1985), Talabot (1988), Kaosmos (1993) ve en yakın zamanlarda da Mythos (1998) bunların en çok bilinenlerinden olmuştur. 1974'den bu yana Eugenio Barba ve Odin Teatret, toplumsal bağlarını koparmadıkları sosyal bir tiyatro anlayışı ile geliştirdikleri performansları yoluyla dünya tiyatrosundaki özgün duruşlarını sağlamlaştırmaktadırlar.   1979'de Eugenio Barba, ISTA'yı (International School of Theatre Anthropology) kurmuştur. Yazar, €œThe Drama Review", "Performance Research", "New Theatre Quarterly" ve "Teatro e Storia" gibi akademik dergilerin yayın kurulundadır. Pek çok dile çevirisi yapılan eserlerinden en son yayınlananları; The Paper Canoe (Routledge), Theatre: Solitude, Craft, Revolt (Black Mountain Press), Land of Ashes and Diamonds gibi örnekleri sayabiliriz. My Apprenticeship in Poland 'ı (Polonya'daki Çıraklığım), Eugenio Barba'dan Grotowski'ye 26 Mektup, The Secret Art of the Performer gibi eserleri takip etmiştir. Eugenio Barba, Bologna, Havana, Varşova, Montreal üniversitelerinden fahri doktora derecesi almıştır. Aynı zamanda Danimarka Akademi Ödülü, Meksika Tiyatro Eleştirmenleri Ödülü, Uluslararası Pirandello Ödülü, Kopenhag Üniversitesi Sonning Ödülünü almıştır. €œRomanesk Metot € Eugenio Barba:       Çok değişik sanatçıları ve türleri bir araya getiren bir performans çeşitli şekillerde gerçekleşebilir. Sanatçılar, kendi stillerini bir kenara bırakarak, diğer sanatçılarla bir araya gelerek, ortak bir stil yaratabilirler ya da bunun yerine kendilerine yabancı bir geleneği benimseyerek, sunumda bulundukları esere canlılık kazandırmayı seçebilirler. Yunan metinleri No tiyatrosu çalışmış Japon aktörler tarafından yorumlanabilir, Shakespeare eserleri, Kabuki'nin beden dilinden (scenic) haberdar olan ve ondan ilham alan Fransız aktörler tarafından yeniden sahnelenebilir. Asyalı ya da Afrikalı aktörler Moskova Sanat Tiyatrosu ya da Berliner Ansambl arasındaki geleneklerde salınabilirler ya da Avrupalı ve Amerikalı dansçılarla, aktörler Bali dans tiyatrosu ya da Katakali üzerine uzmanlık geliştirebilirler. Sarmallık ve buna mukabil bir konunun gelişmesi benim bir rejisör olarak sorumluluklarımdandır. Aktörler tarafından sahne üzerinde yaratılmış olan her şey onların kültürüne aittir ve bu kültür öğeleri sahnede hiçbir şekilde tehlikeye atılamaz. Ben bu çalışma tipine €œRomanesk Metot € adını veriyorum.   ISTA, Uluslararası Antropolojik Tiyatro Okulu: ISTA, 1979 senesinde kurulmuştur. Eugenio Barba tarafından kurulan bu okul yine Barba'nın kendisi tarafından yönetilmektedir. ISTA yerleşkesi, Holstebro/Danimarka'dadır. ISTA, multikültürel bir çalışma ağı olup, çalışma alanı Tiyatro Antropolojisi olan performans sanatçıları ve akademisyenler için gezici bir üniversite niteliğindedir. ISTA gerekli bütçe karşılandığı takdirde ve ulusal ya da uluslararası kültürel kurumların isteği dahilinde, periyodik olarak açık toplantılar da gerçekleştirmektedir. Her toplantının bir konuyu içeren değişik bir teması vardır ve pratik sınıfları, eser demonstrasyonları ve karşılaştırmalı analiz çalışmaları ile bir arayış sürecine girilir. Her seferinde sınırlı sayıda aktör, dansçı, rejisör, akademisyen ve eleştirmen bu çalışmalara dahil olabilir. ISTA'nın çalışma ağı, Avrupa-Afrika-Amerikan- Asya kökenli performans sanatçıları ve çok sayıda değişik üniversiteden gelen akademisyenlerin çekirdeğini oluşturduğu bir örüntü şeklinde geliştirilmiştir. Söz konusu örüntü sadece kamusal toplantılar düzeyinde değil, ama aynı zamanda girişimler, yer değişimeceler, daha küçük ve kapalı toplantı grupları, karşılıklı iletişimler ve University of Eurasian Theatre International School of Theatre Anthropology - and the University of Eurasian Theatre'in kurulduğu günden beri temel ilkesi; oyuncunun transkültürel (kültürel geçişkenlik, şeffaflık) bir boyutta çalışma imkanlarını araştırmak üzerinde yükselmiştir. Bu metodolojik seçimin sebebi; ampirik (deneysel) bir yaklaşıma dayanmaktadır ve oyuncunun varlığı ile doğal yaşantısının nasıl olması gerektiğinin temel prensiplerinin anlaşılması için çalışmaktadır. Alıntı: Aynur Demircan €œODIN WEEK € Nedir? Odin Week,   dünyanın dört bir tarafından gelen sahne sanatlarının en önde gelen temsilcilerinin buluştuğu bir üst düzey eğitim, atölye ve performans paylaşımı platformudur. Bu platform sayesinde Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı öğretim elemanları olarak bizler de Türk kültürünün ve ait olduğumuz sanat alanlarının birikimlerini diğer yabancı katılımcılarla paylaşma olanağı bulacağımız bir sanat ağına dâhil olacağız. Yukarıda bahsettiğimiz ODIN WEEK’de sunulacak bildiri özetleri de ektedir. Saygılarımla,              Özgür Adam İNANÇ            ODIN WEEK’TE SUNULACAK OLAN BİLDİRİ ÖZETLERİ: Doç.Dr.GÜZİN YAMANER €œKÜLTÜRLERARASI SANATSAL ORGANİZASYONLAR VE ANKARA ÜNİVERSİTESİ-ODİN TİYATROSU MODELİ € Bu bildiri, dünya çapında çalışmalar yapan tiyatro, dans ve müzik sanatları ile diğer bir çok görsel ve plastik sanat alanlarıyla ilgilenen sanatçıların bir araya geldikleri bir sanatsal ortamda sunulacaktır. Sözü edilen sanatçı topluluğu, kendi sanat alanlarının en iyi temsilcileri olmakla birlikte diğer ülkelerin sanatları arasında da   köklü araştırmalar yapmış kişilerdir. Bu nedenle de Odin Week’e katılan sanatçılar, kültürlerarası sanat kavramı konusunda hemfikirdirler. Ancak Türkiye bu tür sanatsal organizasyonlarda çok sık yer almamaktadır. Aslında bizim kültürel ve sanatsal yapımız, tıpkı Uzak Doğu ya da Güney Amerika sanatları gibi, çok zengin uluslar arası paylaşımlara açık içerimlere sahiptir. Geleneksel gölge ve kukla tiyatromuz, köy seyirlik oyunlarımız, samah ve sufi dansları gibi dinsel ritüele dayalı ve muhteşem bir sahne performansı içeren sanatlarımız, sanatın görsel dilinin çok zengin kaynaklarına sahiptirler. Sözü edilen bu birikimi, akdemik sanat hayatım boyunca gerek Güzel Sanatlar Fakülteis eğitimi altında gerekse tiyatro kürsüsündeki eğitimlerim boyunca edindim ve bunun üzerine akademik sanat hayatımda bir çok sahne pratiğinin içinde bulundum. Odin Tiyatrosu’nun, sanatın görsel ve plastik diline ilişkin olarak yürüttüğü ve çeşitli dillerden, kültürlerden sanatçıların bir araya gelerek oluşturdukları ürünleri yıllar içinde izlemekteyim. Tüm bu birikimlerle, akademik ve sanatsal hayatımın bu evresinde,     bizim kültürel ve sanatsal yapılarımızı, dünyalı çeşitli dostlarımızla paylaşmak üzere Odin Tiyatrosu ile ortak çalışmalar yapmaya başlamış bulunmaktayım. Sözü edilen bu girişimim, belli bir proje taslağına dayanmaktadır. Öncelikle ben bir Dans Bölümü’nde öğretim üyesiyim ve   tiyatro sanatından gelen bir sanatçı akademisyenim. Bu   kimliğimle, dans ve tiyatro sanatlarının bireşimi, bunun Odin Tiyatrosu’nun şeması altında yeni sanatsal ortaklıklara yol açması için çalışacağım. Bunun ardından da, karşılıklı sanatsal organizasyonlarla, her iki birimin gösterimlerini   birbirleriyle paylaştıkları   ortamları yaratmaya özen göstereceğim. Sunacağım bildiri, önümüzdeki bir yıl içinde, Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Dans Bölümü ile Odin Tiyatrosu arasındaki ortak kültürel ve sanatsal çalışmaların ana taslağı   üzerine olacaktır. Çünkü bu model yeni geliştirilmekte olan bir ortak sanatsal-akademik organizasyondur. Öğr.Gör.ÖZGÜR ADAM İNANÇ €œTÜRKİYE’DE DANS SANATININ DÜNÜ, BUGÜNÜ VE YARINI €“ BU YOLCULUÄžUN SAHNE SANATLARI İLE OLAN İLİŞKİSİ €   Bizim sahne sanatlarımız, kökeni itibariyle dans, müzik ve oyunculuğun iç içe geçtiği bir tarihsel yapıya sahiptir. Geleneksel sahne sanatlarımız bu anlamda çok zengin bir bireşim gösterir. Çağdaş sahne sanatlarımızda ise dans sanatı ve oyunculuk sanatı farklı yönelimlere doğru kaymıştır. Ancak bugün sahne üstünde var olan bir çok sanatsal yapıda, yeniden dans sanatı ve tiyatro sanatının ortak kesenleri kendini belli etmektedir. Özellikle modern dans disiplini, sahne sanatlarının diğer bir çok elementini içine alarak zenginleşecektir. Bizlerin de genç modern dans sanatçılarını yetiştirirken kullandığımız yöntem ve tekniklerde bu tür bir bireşimin etkileri ön plandadır. Bu bildiri, göstermeci bir biçeme sahip geleneksel sahne sanatlarımızın ışığında, kendi çağdaş dans sanatımızın da birikiminin üstüne, modern dans sanat disiplini üstünde geliştirmeye çalıştığımız teknikleri içerecektir. Ve böylece katılacağımız uluslararası platformda, dans sanatımızın sahip olduğu alternatifleri paylaşma olanağı bulacağız. Modern Dans Anasanat Dalı Öğrencisi HALUK ÖYKÜM LUMALI €œTürkiye’de ve Ankara Üniveristesi’nde Modern Dans Öğrencisi Olmak € Geleneksel halk danslarımız, şu anda Bölümümüzde uygulanan Modern Dans Sanatının yeni teknikler ve açılımlarla beslenmesi için çok uygun bir sanatsal zemine sahiptir. Biz Anadolu’nun halk dansları derken binlerce yıllık bir kültür katmanından söz ediyoruz. Sosyal hayatını, özel yaşantılarını ve tanrıyla olan bağını   en iyi kültürel ögeleriyle anlatmış olan bu toprakların zenginliği, çağdaş bir anlayışla yeniden yapılandırılan dans sanatımız için daha şimdiden bir çok açılımlar sağladı. Ben ailem tarafından büyük bir özveri ile daha çocuk yaşımda halk danslarına yönlendirildim. Ve şu anda da modern dans eğitimi ile dans sanatında ilerliyorum. Bu sentezi, içinde bulunduğumuz eğitim-öğretim yılında bir çok kerleer yerli ve yabancı izleyicilerimizle paylaştık. Şimdi davet edildiğimiz Odin Week gibi çok daha geniş bir uluslar arası platformda, Danimarka’da katılacağımız çeşitli atölyelerde, Bölümümüzün tiyatro ve dans sanatından gelen her iki öğretim elemanı ile birlikte bölümümüzün geliştirmekte olduğu sentezi dünyalı sanatçılara gösterme olanağı bulacağız. Benim yapacağım sunuş, bu sentezin bir modern dans öğrencisinde yarattığı gelişimi örnekleyecektir.



Ka(h)raman’ın koyunu, sonra çıkar oyunu..

Sinemalarda gösterimi süren €œAtalarımızın Bayrakları € adlı film, savaş ve kahramanlık kavramlarını alışılmışın dışında bir bakışla perdeye yansıtıyor. Clint Eastwood’un yönettiği filmin hikayesi, II. Dünya Savaşındaki Amerikan-Japon çatışmalarındaki gerçek bir olaydan alınmış. Olayın €œkahraman €larından eski bir askerin anıları bu film için esin kaynağı olmuş. İnsan yaşlandıkça yalanlar ve hırslarla yoğurduğu çıkar hesapları da anlamını yitiriyor.

Yaşadığı sırada kendine itiraf edemediği zaaflarını olgunlukla karşılamayı öğreniyor. Belki de bu sebeple dünyadan özür dileme ihtiyacı hisseder, ölümün hesap sormasından önce €¦ İşte böyle bir ruh haliyle 1945 yılına giden film, kahramanlık ve savaş ekonomisinin görünmeyen yüzünü gösteriyor. Filmin tüm bunları ele alırken de en temel sorgusu : Kim karlı? Yani, kahramanlıktan çok €œkahramanlar €ın bulunduğu ülkenin bir türlü sormadığı için €œhep zararlı € çıktığı soru €¦ II. Dünya Savaşı’nın en çetin muharebelerinden biri olan Iwo Jima Adası Çıkarması yaşanırken, Amerikan halkı da savaştan bıkmış bir haldedir. Halkın savaş karşıtı psikolojisi yöneticiler için çok belirleyici olmasa da, kesilen para akışı savaş ekonomisi için belirleyici bir problem olmaya başlamıştır. Neyse ki büyük ve ağır kayıplar veren donanma askerleri Iwo Jima Adası’nın kontrolünü ele geçirir. Zafer işareti olarak adadaki tepelerden birine Amerikan bayrağı dikilirken bir fotoğraf çekilir. İşte o fotoğraf gazetelere ulaşınca halk arasında beklenmedik bir etki uyandırır. Savaş kayıplarını anlamlandıracak ve savaştan sıkılmış halka amaç olacak bir his €¦ Bayrağı diken 5 asker, yöneticilerin bir türlü uyandıramadığı bu duyguları uyandırmaya yeter. Aranan dayanak bulunduğuna g��re sıra bu coşkuyu paraya çevirmeye gelmiştir. Öyle ya,inanan insanlardan para koparmak kolaydır. Bayrağı diken askerlerden üçü hala hayattadır ve cepheden alınarak Amerika’ya getirilirler. Her üçü de geride bıraktıkları hikayelerinin ve arkadaşlarının gölgesinde kahraman rolü oynamaya başlarlar. Halkı, devlet tahvili alıp savaşa destek olmaları için ikna etmeye çalış(tırıl)ırlar. Amerika turnesinde katıldıkları davetler, toplantılar ve törenler arasından akarken cephede bıraktıkları acılar da içlerine akmaktadır. Gittikleri her yerde bir yıldız edasıyla göklere çıkartılmak, hatta heykelerinin bile dikilmesi halinden en memnun olanını bile bir süre rahatsız etmeye başlar. Çünkü hiçbiri, hala cephede olan arkadaşlarından fazla bir şey yapmamıştır. Hatta savaş sırasında yaşadıkları ve bir kahramana yakışmayacak sırları vardır. Iwa Jima, Amerikan tarihi açıcından önemli bir yer, çünkü burası daha sonra Japonya’ya atılan atom bombaları için de kullanıldı. Kahramanlık olgusunun tüm yanıltıcılığıyla karşımıza çıkardığı bu askerler de bu sayede tarihi ikonlar haline geldi. Bir de günümüze ve ülkemize bakalım. Pek çok kişi pek bir şey yapmadan kahraman haline geliyor. Kıymeti kendinden menkuller arzı endam ettikçe itibar hedef şaşırıyor. Peki nerde asıl kahramanlar? Yaşamını ortaya koyarak, emeğini, zamanını, bilgisini ortaya koyarak bize daha iyi bir yaşam hediye edenleri neden göremiyoruz? Hikayeleri birilerine kar getirmediği için mi, yoksa onların €œgünün adamı € olmak istememesinden mi? Acaba onları yeterince fark etmediğimiz için mi tanıyamıyoruz, yoksa tanımaya çalışmadığımız için mi fark edemiyoruz? Türkiye birileriyle gurur duyarken cepler doluyor, cepler boşalıyor. Yok mu €œkahramanlar €a gününü gösterecek bir anti-kahraman?

Yekta Can TUTSUN