Kısa Kısa


Son Güncelleme:05:04:01 AM GMT

Başlıklar:
RSS

Şuan Bu sayfadasiniz: Anasayfa HABERLER KISA KISA

Kısa Kısa

Şehit ve gazi ailelerine “Yakıcını mısınız?” diye soran yok.

Yargıdan, kaybı olan ailelere “yakınıcı mısınız?” diye talepname yağıyor. Bunca şehit, bunca gazi ailelerinden bir tanesine dahi “Failler yakalandı. Yakınıcı mısınız?” diye soran olmadı.

Son beş yıldır yargıdan, özellikle Güneydoğu'da meydana gelen olaylarla ilgili, bir takım ailelere “Yakınınızın ölümü, kaybolan evladınızın durumu” diye uyarılar gönderilmekte, yakınıcı olup olmadıkları sorulmaktadır. Çatışmalarda, mayın patlamalarında ölen binlerce şehit asker, üç dört katı da malul gazi ve gazimiz var.

Serpme usulüyle aralarında polis ve korucuların da bulunduğu yüz aileye ulaştık. Şehit ve gazileri seçerken 1994 ve 2006 arasında 12 yıllık bir zaman dilimindeki olaylara göre araştırma yaptık. Bu güne kadar bir tek aileye dahi “Çocuğunuzun, kocanızın öldüğü veya yaralandığı olaya katılmış şu adamı yakaladık, yakınıcı mısınız” diye soran olmamış.

(Asistanlığını üstlendiğim Ünal İnanç altı yılı aşkın bir süre Türkiye Gaziler Vakfı'nın yönetim kurulu başkanlığını ve vakfın başkanlığını üstlenmiştir. Araştırma merkezimizdeki şehit ve gazi ailelerinin adreslerinden yararlanarak anketi yaptık. )



Türkiye'de basının hali pürmelali

Bugünlerde gazetelerde promosyon başladı, yirmi kupona, otuz kupona, kırk kupona... Gazete dediğin şey ansiklopediyle kitapla bebelere kampanyayla satılır. Fena mı? Ürünler cazip. Hepsine sahip olmak istiyorsan aynı gazeteden altı yedi tane aldın mı işin tamam. Böylece mevkutenin de trajında patlama olur. Hem o gazeteden alırsan iyi vatandaş olursun, mimlenmezsin. Sözcü diye bir gazete çıktı, haberden başka bir şey vermiyor. Gerçi bizim mahallelerde baskı olmaz ama şöyle yiğitsen hangi gazete olduğu anlaşılacak şekilde Sözcü'yü eline al, sizin mahallelerden bir geç. Ne diyeyim, şimdiki gazete patronları da bir harika, yanlarında çalışan gazeteciler de.



Kaddafi Türkleri çok sever

1986'nın ilk ayları.... Çankaya'da, Ant sokak'da, 28/6 numaralı evdeyiz. TRT'den haberleri izliyoruz. Sirte Körfezi'nde bir Amerikan uçak gemisinden havalanan uçaklar, Kaddafi'nin başkanlık sarayının bahçesindeki çadırını bombalamışlar. Kaddafi'nin kırk günlük çocuğu ölmüş. Salonda bulunan bir zat, “Şimdi bunlar eylem yapacaklar. Tercihan Amerikan hedeflerine. Eylem yapabilecekleri iki ülke var, biri İtalya diğeri Türkiye. İtalyan işgalinden kurtulalı elli yıl olmadı. Onun için tercihan Türkiye'yi seçerler” dedi. En üst düzey bir istihbaratçı olmasa amma sallıyor diyecektim. Aradan on gün geçmedi, sabahın köründe bir arkadaş aradı, “Gazi Osman Paşa'da ki Amerikan Subay Klubü'ne el bombalarıyla ve hafif silahlarla saldırı teşebbüsünde bulunan beş Libyalı terörist yakalandı” dedi. “Amma kehanette bulundu” diye dinlediğim istihbaratçı önlem almış, Libyalı teröristleri Yeşilköy havaalanından Ankara'da yerleştikleri otele kadar geçirdikleri 72 saat içindeki yaptıklarını izlemiş, tam eylemin başlangıcında da bombalarıyla silahlarıyla yakalamışlar. Dönemin başbakanı Özal, “Aman bir süre suskun kalalım. Bunu ABD'ye duyurmayalım. Bu bahaneyle Libya'da ki müteahhitlerimizin alacaklarını da tahsil ederiz” demişti. Müteahhitlerin alacağı tahsil edildi mi derseniz, aradan 25 yıl geçti hala şikayet konusudur. Değişen bir şey yok. 300 yılı aşkın bir süre Osmanlı'nın idaresinde kalan bu ülkenin tiranı bizimkileri çok sever. Milli görüşün mucidini, çadırında nasıl karşıladığı malum. Onun şakirtlerine de aynı muameleyi yapar. Kaddafi'nin başbakanı Abdusselam Callut, Türkiye'ye gelmişti. Bizim gazetelerimizde hem Kaddafi'nin hem de Callud'un Ankara'da ki Kara Harp Okulu'ndan mezun olduğu açıklandı. Bir süre sonra ise Callud'un adı işitilmez oldu.

Bizdeki Arap hayranlarına bir ufak duyurmak için, Kaddafi-Libya-Türkler konusunda bir detay verelim dedik.



Sayfa 1 / 7

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »